25 Şubat 2009 Çarşamba

OSCAR GOES TO..

81. Oscar Akademi ödülleri, Los Angeles’daki 3 bin 500 kişilik Kodak Tiyatrosu’nda bu sabaha karşı yapılan törenle sahiplerini buldu. Sunuculuğunu Avustralyalı tiyatro ve sinema oyuncusu Hugh Jackman’ın yaptığı törende, geceye Slumdog Millionaire damgasını vurdu. Oscar’a 13 dalda aday gösterilen The Curious Case Of Benjamin Button 3 ödülle yetinmek zorunda kaldı. Brad Pitt’in başrolünü üstlendiği, yaşlı doğan ve gittikçe gençleşen bir ABD’linin hayatını konu alan film, en iyi sanat yönetmenliği, en iyi makyaj ve en iyi görsel efekt dallarında ödül aldı. Danny Boyle’a En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran “Slumdog Millionaire”, En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Ses Miksajı, En İyi Kurgu, En İyi Müzik ve En İyi Orjinal Şarkı dallarında olmak 8 Oscar kazandı. Film, hayatla mücadelesine, Hindistan’ın Mumbai kentinin kenar mahallesinde başlayan bir çocuğun, zorluklar içindeki büyüme sürecini, bir aşk hikayesini de içine katarak, katıldığı bir yarışma programı çerçevesinde ele alıyor. En iyi kadın oyuncu ödülünü ise “The Reader” adlı filmdeki rolüyle Kate Winslet aldı. Dramatik bir konuyu içine romantizm katarak ele alan filmde, Nazi geçmişi olan bir Alman kadınını oynayan 33 yaşındaki Winslet, son 13 yılda 5 kez Oscar’a aday gösterilmiş, ancak evine eli boş gitmek zorunda kalmıştı.En iyi erkek oyuncu ödülünü, “Milk” adlı filmde, eşitlik isteyen ve kendi kaderini paylaşanların haklarını korumak için siyasete atılan eşcinsel rolündeki Sean Penn aldı. Sanatının yanı sıra siyasi fikirleriyle de bilinen 48 yaşındaki Penn, 2004 yılında, Mystic River filmindeki rolüyle de ödül almıştı.En İyi Özgün Senaryo ödülü de yine “Milk” filminin senaristi Dustin Lance Black’e Oscar kazandırdı.

İlk ödül, en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında verildi ve bu ödüle “Vicky Cristina Barcelona”daki performansıyla 34 yaşındaki İspanyol aktris Penelope Cruz layık görüldü. Penelope Cruz, Woody Allen’ın filmleriyle en iyi yardımcı oyuncu ödülünü kazanan 5. sanatçı oldu.En iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne, 13 ay önce hayatını kaybeden Heath Ledger, The Dark Knight filmindeki “Joker” rolüyle layık görüldü.

SUNUCULUĞU HUGH JACKMAN YAPTI

Şölen, Kodak Theatre’a davetli çok sayıda ünlü sanatçı ve sinema sektörünün önde gelen isimlerinin, gazetecilerle çevrili kırmızı halı üstünde boy göstermeleriyle başladı ve sunuculuğu üstlenen Jackman’ın, şarkı ve danslarla süslediği parodiler, aday sanatçılara yaptığı esprilerle salonda devam etti. Jackman’ın, önceki ödül törenlerine göre alışılmışın dışında, müziği ve dansı ön plana çıkartarak yaptığı sunuma, ABD’li şarkıcı Beyonce’un da aralarında bulunduğu bazı sanatçılar, şarkıları ve sahne performansıyla katkıda bulundu.En iyi oyuncu ve en iyi yardımcı oyuncu ödüllerinin dağıtımından önce, sinema sektörünün önde gelen aktör ve aktrislerinin, 5’er kişilik gruplar halinde sahne alması ve her birinin, adayların sunumunu tek tek üstlenmesi gecenin dikkati çeken anları arasına girdi.Özel ödül ise, Jerry Lewis'a verildi.


23 Şubat 2009 Pazartesi

EISENSTEIN KURAMI

29 filmde yönetmen, 17 filmde yazar, 5 filmde kurgucu, 2 filmde yapımcı, 2 filmde de sanat yönetmeni olarak görev alan büyük yönetmen ve düşünür Sergej Eisenstein geliştirdiği montaj kuramıyla sinema tarihinde devrim yaratmıştır. Sinemanın özünde kuvvetli bir montajın yattığını savunan yönetmene göre, montaj sadece belirli bir sahneyi tanımlamak için bağlı görüntülerin bir araya getirilmesi değildir. Daha da önemli ve etkileyici olan çatışmaların/ çarpışmaların bir araya getirilmesidir. Ona göre birbiri ile alakası olmayan iki çekim yanyana getirildiğinde daha üst seviyede bir başka soyut anlam ortaya çıkmaktadır.

5 değişik türde montajdan sözeder;
metrik
ritmik
tonal
üsttonal
entellektüel

Eisenstein filmlerinde profesyonel sinema sanatçılarına yer vermemiştir. Genellikle sınıf çatışmalarını işlediği filmlerde bu sınıflara ait halktan insanları oynatmıştır. Komunist yaklaşımı Stalin yönetimi ile çatışmasına yol açmıştır. Aslında tüm Bolşevik sanatçılar gibi sanatçılara önem veren, onlara hamilik sağlayan, tüm sıkıntılarından arındırarak sadece üretmelerini sağlayan yeni bir toplumun hayalini kuruyordu. Ancak savaş, devrim, yeni kurulan hükümetin tamamen içe kapalı olması Sovyet sinemasının ulusallaşması için yeterli kaynağı bir türlü sağlayamadı. Bu olanaklar sağlandığında ise ekonomik güç, aynı batıda olduğu gibi sinemanın kontrolünü eline geçirmişti.



Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı

PORTRE: SERGEI MIHAILOVICH EISENSTEIN


Dünya sinema tarihinde çok önemli bir yeri olan, devrimci Sovyet sineması yönetmeni ve kuramcısı Eisenstein sinema tarihinin en önemli filmlerinden sayılan sessiz sinemanın dev eserleri Grev, Potemkin Zırhlısı ve Ekim adlı filmleriyle gerek kurgusal alanda, gerekse içerik bakımından sinemada devrim yaratmıştır.

Erken Dönem
23 Ocak 1898'de bugünkü Letonya sınırları içinde, Riga kentinde doğdu. Orta sınıf bir aileye sahip olan Eisenstein, Alman Yahudisi babası mimar Mikhail ve zengin bir Rus Ortadoks aileden gelen annesi Julia ile birlikte çok sık seyahat etmek zorunda kaldı. Mimarlık eğitimine başladığı sırada 1917'de gerçekleşen Ekim Devrimi dahinin yaşamını belirleyecektir. Sergei 1918'de Kızıl Ordu'ya katılmış, devrim propagandasındaki başarısı nedeniyle komutanlığa yükselmişti. Aksi fikirleri savunan babası ise ülkeyi terkederek Almanya'ya gitmiştir.
Japonca öğrenen ve kısa bir süre için Japonya'ya giden Eisenstein, askerliğin kendisine göre olmadığının farkına vardı ve Moskova'daki Proletkult Halk Sahnesi'nde tiyatro çalışmalarına başladı. Burada gösterdiği olağanüstü başarılarla kısa zaman zarfında yönetmen yardımcısı ve yönetmenliğe kadar yükseldi. Sürekli yeniliğin peşindeydi. Bilge, Moskova duyuyor musun?, Gaz maskeleri adlı eserleri bu dönemdedir. Artık Eisenstein'ın devrim niteliğindeki görüşleri ve tekniği kendini göstermeye başlamıştı. Bu özellik de sinemanın kapılarının ona açılmasını sağlamıştı.

Sinema tarihinde Devrim Üçlemesi olarak da anılan üç büyük eserinden ilki, 1924'de tamamladığı Grev oldu. Bu filmde kötü çalışma şartlarını protesto eden fabrika işçileriyle işçilerin taleplerini karşılamak için hiçbir şey yapmayan fabrika yönetimi arasındaki çatışmayı ve işçilerin grevi anlatılıyordu.
Grev'de kullanılan benzetmeler, semboller hayranlık uyandıran bir görsel anlatımı meydana getiriyordu. Eisenstein, 'filmin yaratıcı gücü ve ham çekimlere anlam veren bir yaşam prensibi' olarak tanımladığı 'kurgu' kavramını Grev'de ilk kez izleyicilerle buluşturdu. Kurgu, yeni bir fikri yansıtmak için iki film karesini yanyana koymaktı fakat o yeni bir kurgu anlayışından, 'Çarpıcı kurgu' dan söz ediyordu.

Üçlemenin ikinci filmi olan Potemkin Zırhlısı 1905 Rus Devrimi'nin bir parçası olan Potemkin Zırhlısı Ayaklanması'nın yıldönümünde sunulmuştur. Gerçek bir bildiri niteliğinde olan film oldukça etkili, herkesin anlayabileceği kadar yalın ancak görsel yönden olağanüstü yenilikçi ve kusursuz bir yapıttı.

Eisenstein'ın bir sonraki filmi, Sovyet hükümetinin devrimin 10.yılı anısına yapımına destek verdiği Ekim adlı filmi olmuştur. Ekim devriminde ortaya çıkan güç değişimlerinin konu edildiği film yönetmenin en tartışılan filmlerinden biri olmuştur.

Ülkesinden Uzaklarda
Ekim filminin yangınları devam ederken Eisenstein, 1928 yılında sinema alanında işbirliği yaptığı Grigori Aleksandrov ve sinematograf Eduard Tisse ile birlikte Avrupa'ya bir yolculuğa çıktı. Amaç hem sesli film teknikleri konusunda bilgi toplamak hem de Sovyet sinemacılarını batı dünyası ile tanıştırmaktı. 1929'da Tisse'nin yönettiği bir dökümanter filmde danışmanlık yaptı. 1930 yılında ise, Holywood'dan bir film için teklif aldı ve yüzbin dolarlık bir kontrat imzaladı. Yapımcıların ticari yaklaşımı yüzünden, bu kontrat rafa kaldırılmıştır.
Seyahatleri sırasında tanıştığı ve dost olduğu Charlie Chaplin, Eisenstein'ın yazar Upton Sinclair ile tanışmasını sağlar.Bu adam yapımcılığında kendisinin de bulunacağı bir film teklifi getirir. 24 Kasım 1930'da Eisenstein, Meksika'da bu yapımcı grubuyla kontrat imzalar. Tek şartı, filmi tamamen kendi sanatsal anlayışına göre ve bir Meksika filminin nasıl olması gerektiği konusunda özgün görüşlerine uygun olarak yönetmesiydi. Eisenstein Meksika'ya gider ve çalışmalarına başlar. Ünlü sanatçılar Frida Kahlo ve Diego Rivera ile tanışır ve çalışmalarında esin kaynağı olurlar. Derken Stalin'den asker kaçağı olduğunu belirten bir telgraf alırlar. Eisenstein hiç olmazsa filmi bitirebilmek amacıyla her çareyi dener ama sonuç alamaz. Böylece bu projesi de başarısız olur ve ülkesine geri döner.
Bazı sinema okullarında ders vermeye başlar, günümüzde de makaleleri ders notu olarak okutulmaktadır. Bu arada, yazar ve yapımcı Pera Atasheva ile 1934 yılında evlenmiştir.

1938 yılında tamamladığı Aleksandr Nevski adlı filmi ile Stalin Ödülü'nü kazandı. Bu sesli film, Nazi güçlerine karşı çok sert bir uyarı niteliği taşıyordu. Ancak Stalin'in Hitler'le anlaşma imzalaması üzerine film yayından kaldırıldı. Hak ettiği üne kavuşabilmesi için, Nazi güçlerinin Sovyet sınırlarından içeri girmelerini beklemesi gerekecekti..
Yaklaşan savaş nedeniyle birçok sinemacı gibi Eisenstein da Alma Ata'ya gitti. Orada yaptığı Korkunç Ivan 1 filmiyle yine Stalin Ödülü'ne layık görüldü. Korkunç Ivan 2'de ise, aynı başarıyı gösteremedi. Daha sonra başladığı filmi tamamlayamadı ve 1948'de, 50 yaşında kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. Bugün Ünlüler Mezarlığı olarak anılan Novodeviçi Mezarlığı'nda yatıyor.


Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı

22 Şubat 2009 Pazar

KADIN EMEĞİNİ DEĞERLENDİRME VAKFI (KEDV)

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı -KEDV-, 1986 yılında kadınların yaşam kalitelerini ve ekonomik durumlarını iyileştirmek amacıyla kurulmuş, kar amacı gütmeyen bir sivil toplum örgütüdür. İşbirliği yaptığı kuruluşlar arasında; Belediyeler, SHÇEK, Kadının Sorunları ve Statüsü Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları, toplumsal sorumluluk çerçevesinde Citibank, İdeefixe, Estore, Microsoft gibi firmalar ve gönüllüleriyle çalışmaktadır.
KEDV'in iktisadi bir işletmesi olan Beyoğlu'ndaki NAHIL mağazası, dar gelirli bölgelerimizdeki fakir çocukların okul öncesi eğitimleri ve kadınlarımızın girişimciliğine katkıda bulunuyor.

Nahıl,ikinci el kıyafet,aksesuar,hediyelik eşya dükkanı...
Yardımlaşma bereketini anlatan ağaç biçiminde bir simge...
Dilerseniz bu mağazadan alışveriş yaparak, dilerseniz de kullanmadığınız çeşitli eşyalarınızı, giysilerinizi buraya bağışlayarak ihtiyacı olan insanlarımıza yardımda bulunabilirsiniz.

Nahıl mağazasında; kadın kooperatifleri ve girişimci kadınlar tarafından tamamen doğal malzemeler kullanılarak yapılan lavanta, yasemin, portakal, bıttım -yabani fıstık- ve defne sabunları, doğal iplerden örülmüş lifler ve lavanta torbalarından oluşan sağlık setleri, renkli keçelerden ev ve ağaç süslemeleri, kapı çanları, el yapımı defterler, albüm çerçeveleri, kutular, mum ve mumluklar, seramikler, ev yapımı içecekler kahve,vişne, limon likörü, sıcak şarap gibi, çocuklar için el yapımı bez ve ahşap oyuncaklar, sırt çantaları, ev yapımı doğal gıda ürünleri, hediyelikler bulunuyor.

Nahıldan elde edilen gelir, KEDV tarafından açılan toplam 22 Kadın ve Çocuk Merkezindeki yuvalara eğitim materyali sağlanması, dar gelirli bölgelerdeki yeni çocuk yuvalarının açılması ve KEDV üretim atölyeleri için kullanılmaktadır.


NAHIL
İstiklal Caddesi Bekar Sokak No:17 Beyoğlu / İstanbul
0212 251 90 85

21 Şubat 2009 Cumartesi

KÜLTÜR VE SANAT ETKİNLİKLERİNİN ODAĞI İSTANBUL

Antik çağlardan Rönesans'a kadar bilimsel, felsefi, teolojik birçok kuramın temeli sayılan, evrendeki her varlığın toprak, hava, su ve ateşin çeşitli bileşimlerinden oluştuğunu savunan 4 element teorisi, 2010 yılında İstanbul'da yapılacak etkinlik takvimine de ilham kaynağı oldu.
2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri, Batı Anadolu'nun Miletus şehrinde yaşamış üç düşünür Thales, Anaksimander ve Anaksimenes'in temelini attığı, Aristoteles'in ölümsüzleştirdiği 4 element teorisinin izlerini taşıyan 4 ayrı döneme yayılacak.

TOPRAK DÖNEMİ
1 Ocak-20 Mart arasındaki kış aylarında yapılacak etkinliklere gelenekler, geleneksel sanatların dönüşümü damgasını vuracak, geçmişin tarihi mirasını yepyeni bir bakış açısıyla değerlendiren sanat olayları ağırlık taşıyacak.

HAVA DÖNEMİ
21 Mart-21 Haziran arasındaki bahar ayları, İstanbul'un göğe uzanan minareleri, çan kulelerinin gökkubbeyi saran yankısı dolayısıyla 'hava' dönemi olarak ele alınıyor. İstanbul'da gelişen ve yaşayan dinler arası diyaloğun kültürel etkileşimi üzerine etkinlikler düzenlenecek.

SU DÖNEMİ
22 Haziran-22 Eylül arasındaki yaz aylarında, İstanbul'u bölen ve birleştiren, onu çağlar boyunca dış dünyalara açan su ve deniz vurgulanıyor. Program suyun getirdiği kültürler, suyun yarattığı sanat üzerine yoğunlaşacak. Haliç kıyıları ve Boğaziçi, önemli etkinliklere sahne olacak.

ATEŞ DÖNEMİ
23 Eylül-31 Aralık arasındaki sonbahar aylarında, evrendeki en güçlü değişim aracı, suyu buhara, kumu cama, ahşabı küle çevirebilen element 'ateş' öne çıkıyor. Çağdaş sanatları, sanatta yeni arayışları konu edinen etkinlikler düzenlenecektir.



EFSANE ŞEHİR İSTANBUL

BİR ŞEHRİ EFSANE YAPAN NEDİR, HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
İstanbul'da nefes aldığınızda, denizi, balığı, asfaltı, güneşi, insanı, ferahlığı, geçmişi, geleceği, tarihi içinize çekersiniz. Göğü bazen mavidir; umutları, zaferleri, paylaşımları, mutluluğu, kavuşanları, dostlukları anlatır. Bazen gridir, tıpkı ağlar gibi; hüznü, ayrılığı, bekleyişleri, hasreti, sevdayı görür gibi olursunuz dikkatli bakarsanız..

Şehrin ruhu insanın içine işler. Dinlediğinizde, evlerden eskiye göre azalmış olsa da farklı dillerde sohbetler, kahkahalar çalınır kulağınıza..
Gözünüzü kapayıp kalbinizi açtığınızda farklı inançlar dolar içinize..
Her sokak farklı bir hikaye anlatır, geçmişini geleceğini saklar içinde insanın..
Şehrin büyük meydanları, geçmiş imparatorlukların dramatik ve görkemli öykülerinden sahneler sunar.

Yazın yağan yağmuruyla, kışın açan güneşiyle, çeşitliliğin ve tezatların şehridir İstanbul..
Bazen günde dört mevsim yaşanır bu şehirde..
Caminin yanındaki kilise, kilisenin aşağısındaki sinagoguyla, olağanüstü bir kültürel çeşitliliği kucaklayabildiği, tezatları barış içinde bir arada yaşatabildiği için efsanedir bu şehir..

KÜLTÜRLERİN BAŞKENTİ İSTANBUL

Farklı milletlerin, farklı dinlerin asırlarca barış içinde, bir arada yaşadığı, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının başkenti olup onların başyapıtlarıyla donanmış, Hıristiyanlığın, Museviliğin ve İslamiyetin odaklandığı şehir İstanbul..
Dünyanın dört bir yanından çağdaş sanatçıların yaşamak için seçtiği, sadece Asya'yı ve Avrupa'yı değil, Doğu'yu ve Batı'yı, eskiyi ve yeniyi, geleneksel ile moderni, tılsım ile bilgiyi, tevazu ile ihtişamı, dogma ile pragmatizmi, evrensel ile yereli birleştiren bu efsane şehir, 2010'da 'Avrupa'nın Kültür Başkenti' olma onurunu taşıyacak.

Dünyada giderek artan sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle gerilimler şiddetlenip etnik ve dinsel ayrılıklar büyürken, İstanbul bu ortak sorunların nasıl aşılabileceği konusunda iyi bir örnek oluşturuyor. Çok kültürlü geçmişiyle İstanbul, Avrupa idealine çok yakışan bu bu kavramı Avrupa'yla birlikte ve onun 'Kültür Başkenti' olarak tüm dünyaya yeniden sunmak ve yaşatmak istiyor.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti, bir kültür-sanat merkezi olan İstanbul'un tüm potansiyelinin ortaya çıkacağı, her kesimden İstanbullunun katılacağı, sahipleneceği, kültür ve sanatın tüm görkemiyle yaşanacağı büyük bir katılım projesidir.

16 Şubat 2009 Pazartesi

DÜŞLERİN ŞEHRİ: İSTANBUL

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu’ndan seçilmiş yapıtlarla 17.yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına Osmanlı’da Gündelik Yaşam ve İstanbul Manzaraları

"Görkemli imparatorlukların başkenti İstanbul antik çağlardan bu yana daima ilgi odağı olmuştur. Rönesans’la birlikte Doğu’yu betimlemek isteyen sanatçılar çeşitli nedenlerle bu kente gelmiş, topoğrafyasını belgelemiş, eserlerinde kentin insanını betimlemişlerdir. Coğrafi konumu ve Batı’yla olan siyasal, ticari ve kültürel ilişkileri, Osmanlı payitahtı İstanbul’u Avrupalı sanatçıların en çok resimlediği “doğu” kenti haline getirmiştir. İstanbul, Batılılar için bir anlamda “Doğu’nun başkenti” sayılmıştır. 18. yüzyıl Avrupası’nda egzotizm tutkusundan beslenen “Türk Modası”yla birlikte İstanbul ve insanı, resimleri, öyküleri, tiyatro ve operaları, kıyafetleri süsleyen unsurların başında gelmiştir. Bu kent 19. yüzyılda batılı gezgin ve sanatçıların çıktığı romantik doğu yolculuğunun en önemli duraklarından biri olmuş, onu betimleyen resimler Avrupa’da en çok aranan sanat yapıtları arasına katılmıştır. “Düşlerin kenti: İstanbul” sergisindeki Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu’ndan seçilmiş yapıtlar, 17. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına uzanan bir zaman dilimi içinde, çoğunlukla batılı sanatçıların Osmanlı dünyasına bakışını, gözler önüne seren önemli görsel belgelerdir. Üç ana bölüm olarak kurgulanan sergi, ev ve özel mekânlardaki yaşantıdan, kentsel alana ve oradan da İstanbul’un genel görünümlerine uzanıyor. Böylelikle Avrupalı ressamların tuvallerine yansıyan İstanbul, topoğrafyası, mimarisi, insanları, gelenekleri ve yaşam biçimleriyle bir bütün olarak yeniden canlanırken bu gezginlerin “doğu yolculuğu”na biz de katılıyor, eşsiz güzellikler barındıran Osmanlı dünyasını ve İstanbul’u onların gözünden, onlarla birlikte yeniden keşfediyoruz."

Bu sergiyi görme imkanım oldu. Sonuçta, günümüzde resimde kullanılan materyaller ne denli gelişmiş olursa olsun bu derece nefis örnekler çıkartamayız diye düşünüyorum. Suluboya diğer boyalara oranla daha zor bir kategoridedir. Buna rağmen o kadar milimetrik,hatasız ve temiz çalışılmış ki kusursuz eserler ortaya çıkmış. Özellikle John Frederick Lewis a toprağı bol olsun diyerek hayranlığımı dile getirmek istiyorum..

PERA MÜZESİ

SUNA VE İNAN KIRAÇ VAKFI'NIN BİR KÜLTÜR GİRİŞİMİ

2005 Haziran ayı başlarında kapılarını İstanbullulara açan Pera Müzesi, Suna ve ve İnan Kıraç Vakfı'nın, kentin bu seçkin noktasında, çeşitli düzeylerde kültür hizmeti vermek amacıyla hayata geçirmeye başladığı geniş kapsamlı bir kültür girişiminin ilk adımıdır. Bu projede bir 'müze-kültür merkezi' işlevini üstlenecek Pera Müzesi için, 1893 yılında mimar Achille Manoussos tarafından İstanbul'un gözde semti Tepebaşı'nda inşa edilen, yakın zamanlara kadar da "Bristol Oteli" adıyla tanınan tarihi yapı Mimar Sinan Genim tarafından tümüyle elden geçirilerek çağdaş donanımlı bir müzeye dönüştürülmüş ve İstanbul halkının hizmetine sokulmuştur. Pera Müzesi'nin başlıca bölümleri: Suna ve İnan Kıraç Vakfı'nın üç özel koleksiyonunun sergilendiği 1. ve 2. müze katları (2. kat: Sevgi ve Erdoğan Gönül Galerisi); çok amaçlı sergi salonları (3. 4. 5. katlar), oditoryum/fuaye (bodrum kat) ve giriş katında yer alan Resepsiyon, Perakende-Art shop, Peracafé gibi mekânlardır.
Müze katlarından ilkinin büyük bölümünü kaplayan Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu, eski çağlardan günümüze Anadolu'da kullanılagelmiş ağırlık ve ölçü birimlerinin, çeşitli malzeme ve tekniklerde üretilmiş tartı ve ölçü aygıtlarının seçkin örneklerini, tarih ve arkeoloji tutkunlarına sunmakta; aynı katın başka bir kanadında sergilenen Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu, bu türün çarpıcı güzellikteki parçalarıyla kültür tarihimizin çok iyi tanınmayan bir yaratı alanına yeni ışıklar tutmayı amaçlamaktadır.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı'nın üç yüzü aşkın tablodan oluşan Oryantalist Resim Koleksiyonu'ysa 17. yüzyıldan 19. yüzyıl başlarına uzanan bir dönemde Osmanlı dünyasından esinlenmiş Avrupalı "oryantalist" ressamların önemli yapıtlarını biraraya getiren zengin bir koleksiyondur. İmparatorluğun son iki yüzyılından çok geniş bir görsel panorama sunan bu koleksiyonda, sanat tarihçilerinin tek 'yerli oryantalist' saydığı Osman Hamdi Bey'in yapıtları ve ünlü Kaplumbağa Terbiyecisi tablosu da yer almaktadır. Koleksiyon, bir süre önce yitirdiğimiz Sevgi-Erdoğan Gönül çiftinin özel koleksiyonlarından birçok tabloyu da kapsamaktadır ve müzede onların adını taşıyan Sevgi ve Erdoğan Gönül Galerisi'nde, uzun süreli tematik sergiler çerçevesinde, bölüm bölüm sergilenecektir. Bu sergilerden Haziran 2005 başında açılan ilki, İmparatorluktan Portreler başlığını taşımakta ve kolleksiyondaki padişah, şehzade, sultan, büyükelçi portreleriyle, değişik dönemlerden, değişik sınıflardan insanları betimleyen, genel anlamıyla 'portre' niteliğindeki tablolardan oluşmaktadır. Aile koleksiyonlarını sergilemeye yönelik bu 'özel müze' işlevinin yanı sıra Pera Müzesi'nin, gerek çok amaçlı sergi salonları, gerekse oditoryum/fuaye ve konuklama mekânlarıyla kentin bu çok canlı bölgesinde çağdaş bir kültür merkezi işlevi kazanması ve değişik içerikli sergilerle olduğu kadar, sözlü ya da görsel etkinliklerle de İstanbullulara geniş bir kültür hizmeti vermesi öngörülmektedir.

15 Şubat 2009 Pazar

PORTRE: SARP MADEN

Genç yaşına rağmen gitar tekniği ve armoni bilgisiyle, Türkiye'nin önemli gitaristlerinden biri olarak kabul edilen Sarp Maden, katıldığı birbirinden farklı birçok proje ile tanınıyor. Haziran 2008'de kendi adını taşıyan ilk albümü "BENCE" piyasaya çıkmıştır.
Daha önce, Acid Trippin’, Lodos, Trio Mrio, Quartet Muartet albümlerinden aşina olunan ve Sibel Köse, İmer Demirer, Elvan Aracı, Ricky Ford, James Lewis, Selen Gülün, Dave Weckl, Anthony Jackson, Sertab Erener, Bülent Ortaçgil, Garo Mafyan ve Atilla Özdemiroglu ile çalışmış olan Sarp Maden aynı zamanda çeşitli mekânlar ve festivallerdeki konserleriyle de tanınmıştır.
“In My Opinion” adlı parçasından yola çıkılarak “Bence” adı verilen bu ilk albümünde, Sarp Maden’in yıllarca biriktirdiği beste hazinesinden özenle seçilmiş 8 eser bulunuyor.“Latin Fusion” bir albüm olarak tanımlayabileceğimiz “Bence”’ de, Sarp Maden’ e Türkiye’nin en iyi müzisyenleri eşlik etmiştir.
Grafik tasarım kültürünün önde gelen isimlerinden, aynı zamanda şair ve çevirmen Sait Maden'in oğlu olan Sarp Maden St.Joseph mezunudur.Lise yıllarında rock la haşır neşirmiş. Gitarı seçmiş ve caz la ilgilenmeye başlayınca da aynen devam etmiş.1-2 yıl saksafon çaldıktan sonra tekrar gitara geri dönmüş.
Kendisini Nardis Jazz Club ve Santral Istanbul'da izleme fırsatını buldum.Özel olarak yaptırılmış bir gitarı var ve çıkan tınılar öyle müthiş ki dinlemeniz lazım.. Yüreğinden kopup gelen, o anki ruh hali neyse izleyiciye güçlü bir şekilde geçirebilen,arasıra gözlerimi kapatarak dinlediğim,keyif aldığım,kaptırıp gittiğim caz gitaristi.. Sarp Maden, özel insanlara bahşedilen olağanüstü yeteneğe sahip biri ve bence dünya çapında bir gitarist..
Müzikal anlamda neyi hedeflediğini gelin Sarp Maden'den dinleyelim. "Kendi sesimi bulmaya çalışıyorum.Hayat bunu keşfederek,derinleşerek geçiyor.Bunun devam etmesini bütün kalbimle arzuluyorum.Yoksa çok anlamsız olurdu çalmak.Çünkü müzikal değişim, derinleşme, olgunlaşma insanı en çok besleyen şey.Ben de kendi çizgimde yoluma devam etmek istiyorum.Organik, sıcak bir tını yakalamak istiyorum.Ben akustik enstrümanları çok seviyorum. Elektronik gitar çalıyorum ve her zaman bunu,biraz daha gerçek bir akustik enstrüman gibi ses ve nüans zenginliğine sahip bir şekilde çalmak istedim. Bu arada cazdaki bütün o armoni zenginliğini de kullanmak istiyorum."




14 Şubat 2009 Cumartesi

İSTANBUL 360/ DUDU TRESCA

Türkiye Jokey Kulübü'nün;''İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti'' projesine destek vermek amacı ile gerçekleştirdiği Dudu Tresca'nın objektifinden ''İstanbul 360 derece'' adlı fotoğraf sergisi, Beşiktaş Dolmabahçe Sanat Galeri'sinde açıldı.(Barbaros Hayrettin Paşa iskelesinden yukarıya çıkarken)
Dudu Tresca panoramik ve 360 derece fotoğrafçılığın en tanınmış öncülerinden biridir,Brezilyalıdır.
Güney Amerika'da yayınlanan pek çok dergide yer alan sayısız fotoğraflarının yanısıra en önemli eserleri arasında Pirelli'nin "Via Cinturato" dergisi için yaptığı 18 projelik "Hidden Brasil" serisi;Panatlantica için gerçekleştirdiği "Rio Grande do Sul,Impressions",Lloyds Bank için "Maraca-Rain Forest,Taim-Penbrokeshire",Scania için hazırladığı "Sao Paulo-Body and Soul"ile "Toys,Art and Artists" isimli kitapları yer alıyor.

Fotoğraflar alışılmışın ötesinde,İstanbul gözünüze çok daha görkemli ve inanılmaz görünüyor.Zaman zaman ben bu muhteşem şehirde mi yaşıyorum diye sordum çünkü çoğu kez günlük koşuşturmacanın içinde bunu farkedemiyoruz biliyorsunuz.

Ziyaret Gün ve Saatleri: 3-15 Şubat arası, Pazartesi günleri hariç, her gün saat 09.00 – 17.00


http://www.coolview.com.br/istanbul/index.html


NARDIS JAZZ CLUB

Nardis gerçek anlamda bir jazz kulübü,çok fazla tür gözetmeksizin jazz eksenli yaratıcı müziğe yer verilen, müzik ve müzisyenin öne çıktığı her performansın bir konser ortamında, ancak kulüp rahatlığında doya doya yaşandığı bir mekan.
Nardis’in müzikal ekseni mainstream jazz; ancak modern jazz, fusion, etnik jazz'a da yer veriliyor, tek bir müzisyen ya da grup yani belirli müzisyenler sahne almıyor. Haftanın bir günü emek sarf olmuş, jazz dışı yaratıcı çalışmalara da yer veriliyor.
Ayda en az bir kere yurt dışından bir solistin lokal ritm section ile konserler verilmesi sağlanıyor.Ayrıca sponsor destekli önemli isimler de Nardis'de sahne alıyorlar.

Nardis'in dekorasyonu Beken Mimarlık Gün Beken ve Cengiz Cennetoğlu tarafından yapıldı. Sponsor Tuborg-Carlsberg. Binanın orijinali harman tuğla. Dolayısıyla bu doku bozulmadan modern ve çağdaş çizgilerle ilginç bir bütünlük oluşturuldu.Nardis'in ana fikri rahat bir ortamda jazz müziğinin yapılması ve dinlenmesi olduğu için kulüp içi trafiğinden sahne mümkün olduğunca uzak tutuldu. Ses düzeni ve hacmin akustiği müziği en net ve kayıpsız bir şekilde müzisyen ve dinleyiciye ulaştıracak şekilde tasarlandı. Bu tür mekanlarda insanların en çok şikayet ettiği konu olan havalandırma ve sigara dumanı oldukça iyi çözüldü. Sigara içilmeyen masalar düşünülmesine rağmen ilk akşam bu uygulama yapılmadı ancak içmeyenler de sigara dumanından hiç bir şekilde şikayet etmediler.Sahne ışığı abartılmadan kulübün sıcaklığını yansıtacak şekilde ayarlandı. Nardis'in 120 kişiyi rahat ağırlayabilecek kapasitesi var.

Menü Gökçen Adar tarafından belirlendi.
Menüde fingerfood tabakları, ayrıca değişik soslarla servis edilecek bonfile ve tavuk servisi var.Yine değişik soslu spagettiler ile muhtelif salata ve tatlılar var.Konsept olarak çok çeşit yok ama lezzet konusunda seçkin ve özel.

Ben buranın müdavimi oldum.Ortamın sıcaklığı, rahatlığı ve samimiyeti çok hoş.Performanslar da bir o kadar şahane, şiddetle tavsiye ediyorum..


http://www.nardisjazz.com/
Rezervasyon için:0212-2446327
Kuledibi Sok No:14 Galata İstanbul

13 Şubat 2009 Cuma

"İSTANBUL ZİHİNSEL ENGELLİLER VAKFI" İÇİN DÜZENLENEN ETKİNLİKLER

Toprak Sanat Galerisi’nin Nişantaşı'nın en güzel alışveriş merkezi City's Alışveriş Merkezi'nde 5.katttaki yeni yerinde 18 Şubat 2009 tarihinde; Tebriz doğumlu MAJID KHODADOUST’ UN ‘ FARKLI ÇOCUKLAR İÇİN ’ isimli resim sergisi açılacaktır. Sergiden elde edilecek olan gelir, 1989 senesinden çocukları zihinsel engelli olan 15 aile tarafından kurulan, şu an 450 zihinsel engelli çocuğa eğitim, rehabilitasyon, sosyal hayata kazandırılmaları ile ilgili hizmet vermeye devam eden İstanbul Zihinsel Engelliler için Eğitim ve Dayanışma Vakfı - İZEV’ e bağışlanacaktır.İZEV Vakfı’nın gönüllü üyesi olan Ayfer Toprak’ın destekleri ile gerçekleştirilecek olan serginin açılış kokteylinde garsonluk eğitimi almış zihinsel engelli bireyler servis hizmetini gerçekleştireceklerdir. Ayrıca İZEV Vakfı yararına gerçekleşecek olan Tuluyhan Uğurlu konserinde Ayfer Toprak çocuklar için Majid Khodadoust’un tablolarından 3 tanesini açık arttırma ile satışa sunacaktır. Sergi ve konserden elde edilecek olan gelirin tamamı zihinsel engelli bireylerin ihtiyaçlarına aktarılacaktır.
2003 yılından itibaren klasik müzik dünyasında bir ilke imzasını atarak, konserlerini tarihi mekanlarda gerçekleştirmeye başlayan Piyanist Tuluyhan Uğurlu 24 Şubat Salı Akşamı İZEV (İstanbul Zihinsel Engelliler Vakfı) yararına bir konser verecek. “Dünya Başkenti İstanbul” temalı piyano konseri Sultanahmet Tarihi Binbirdirek Sarnıcı’nda gerçekleşecektir.

20:15 Hosgeldiniz Kokteyli
21:00 Konser
Davetiye için 0212 3473322 veya 05335941653 numaralı telefonlardan Zeynep Fırat’a başvurabilirsiniz.




11 Şubat 2009 Çarşamba

AKIF HAKAN CELEBI FASHIONISTA!nbul FOTOGRAF SERGİSİ

İstanbul sokaklarında moda!!
Miami'de yaşayan Türk fotoğrafçı Akif Hakan Çelebi'nin İstanbul'daki ilk kişisel sergisi 29 Ocak- 20 Şubat tarihleri arasında gezilebilecek olan, İstanbul Moda Akademisi'nin Nişantaşı'ndaki binasında açıldı. Moda, Reklam ve Sanatsal fotoğraflar üzerine çalışan Akif Hakan'ın bu sergisinde Istanbul'un çeşitli semtlerinde çektiği moda fotoğraflarından oluşan bir sunum hazırlanmış. Kullandığı etkili renkler ve dramatik portreleriyle tanınan Akif Hakan, bu özelliğini ve tarzını moda fotoğraflarına uygulamasıyla , farklı ve avangard bakış açısıyla moda fotoğraflarına da sıradanlıktan uzak ve değışik bir hava katmasıyla da biliniyor.
Fotoğraflara baktığınızda bir renk cümbüşü sizi sarıyor. Kullanılan makyaj ve kostümler sıradışı ve çok iyi düşünülmüş. Moda editörleri Merve Kırşan, Duygu Altıparmak, Ayşe Sönmez ve Selay Güleç. Makyaj ve saç içinse Burcu Taş, Jerry Stolwjck, Pasha, Sevgi Demirel ve İsmail Filizler'le çalışmış.

2006 yılında Almanya'da dünyada geleceğin en iyi "yeni jenerasyon" fotoğrafçıları arasında gösterilen Akif Hakan, yine aynı yıl fotoğraf Oscarları diye anılan "International Color Awards"ta finale kalmış. İzleyiciye fotoğrafın hikayesini ve fotoğraftaki atmosferin ruhunu yansıtmaya çalıştığını söylüyor. Klasik renkler yerine alışılagelmemiş renk kombinasyonları kullandığını, ağırlıklı olarak şehvet, güzellik ve cazibeyi ön plana çıkaran çalışmalar yaptığını ifade ediyor. En önemlisi fotoğraflarda bir özgün duruş hakim gözüküyor.

Dünyanın birçok yerinde çekim yapan Akif Hakan farklı olarak İstanbul'un nasıl bir ilham verdiğini anlatıyor; "İstanbul eski mimarisi ve binalarının yıpranmış dokusuyla benim fotoğraf stilime çok uygun bir şehir. Balat, Galata, Tünel/Asmalımescit, Taksim gibi mistik ve otantik atmosferi olan semtlerde çekimler yaptım. Halk çok yardımcı oldu, hatta onların bilmeden yaptığı katkılar fotoğraflarımı daha ilginç kıldı."


www.hakanphotography.com
www.istanbulmodaakademisi.com
http://www.hakanphotography.com/radikalarkasayfa31ocak2009.jpg



10 Şubat 2009 Salı

BURÇİN ERDİ KİŞİSEL RESİM SERGİSİ "GECE MASALLARI"

....Burçin Erdi’nin resimleri, doğanın ve içinde var olan insanın algı katmanlarını irdeleyen ilişkileri çözümlemeye yöneliktir. Temel var oluş noktası olan doğa duyularla belirlenen değerler yerine, algılarla yönetilen farklılaşışların betimleridir. Gerçeklikten yola çıkarak geliştirilen algısal sistemlerin yeniden içsel düzenlerde ele alınması ve düzenlenerek yorumlanması öznel bir dış dünya algılamasını irdeler. Resimsel alanların içinde duyuların belirlediği kesitlerin arasında algıların yarattığı dışsal değişimler bir aradadır. Bu birlikteliğin yarattığı gerilimli atmosfer algı ve gerçeklik arasındaki keskin geçişleri vurgular..Prof. Dr. Kıymet Giray

Burçin Erdi Münih doğumludur,İstanbul Moda'daki atölyesinde çalışmalarına devam etmektedir.1996-2006 arasında; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde önce Mimari Restorasyon eğitimi almış,daha sonra Resim lisans ve Yüksek lisans programlarını tamamlamıştır.2006'dan bu yana da doktora programına devam etmektedir.Aldığı ödüller arasında "İstanbul Konulu Resim Yarışması Sergisi,1.lik(2004);TC Orman Bakanlığı 1.Resim Yarışması,1.lik(2007)" sayılabilir.Sergileri ise, 2000 yılından beri süregelmektedir.Başlıcaları; Türk Kalp Vakfı(2001),Art İstanbul Sanat Fuarı(2005),Ankara Üniversitesi 60.Kuruluş Yıldönümü Sempozyumu(Kampüs 3/2006)ve Art Show 2008'de sunmuş olduğu "Bahçe"adlı karma sergidir.

Gidip gördüm ve şahsen söyleyebilirim ki temelde özgürlükçü, değişik ve farklı bir yorum anlayışıyla resimleri vücut bulmuş.Çok başarılıydı.Sergiden ayrılırken aklımda kalan hep yeni çağrışımlar, yeni fikirler ve atılımlardı.
Sergiyi T.C. Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi/Beyoğlu'nda 13 Şubat'a kadar Pazar-Pazartesi hariç 10.00-19.00 arasında görebilirsiniz.


http://www.burcinerdi.com/


!F İSTANBUL/ 8.AFM ULUSLARARASI BAĞIMSIZ FİLMLER FESTİVALİ

Festival 12-22 Şubat arasında Beyoğlu AFM Fitaş, AFM İstinye Park, AFM Caddebostan Budak ve Beyoğlu Emek Sineması'nda gerçekleştirilecek. Toplam 70 film gösterilecek. 26 Şubat ta ise,
festival Ankara' ya geçecek..12 farklı başlıktan oluşan festivalin en hit filmleri arasında; Mickey Rourke'un başarılı bir performans sergilediği Darren Aronofsky'nin Oscar adayı filmi "The Wrestler (Şampiyon)", 4 dalda Golden Globes ödüllü Danny Boyle'dan "Slumdog Millionare (Milyoner)", Koş Lola Koş'un yetenekli yönetmeni Tom Tykwer'in son filmi "The International (Uluslararası)" sayılabilir.

Filmlere göz gezdirirken yukarıdakilerin dışında, 2 film dikkatimi çekti. 2008 Venedik ve Toronto film festivaline katılmış, Charlize Theron'la Kim Basinger ın başrolünde olduğu ve Guillermo Arriaga'nın yönetmenliğindeki "The Burning Plain"; bir diğeri yine 2008 Toronto film festivaline katılmış olan, farklı türde bir romantik komedi tadında, yönetmeni ise Peter Sollett "Nick and Norah's Infinite Playlist".
Biletler www.mybilet.com da..

www.ifistanbul.com

8 Şubat 2009 Pazar

PORTRE: NAZIM HİKMET RAN


"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,bir orman gibi kardeşçesine!"

Nâzım Hikmet Ran (doğumu 20 Kasım 1901 ya da 15 Ocak 1902, Selanik - ölümü 3 Haziran 1963, Moskova), Türk şair ve oyun yazarıdır. Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin öncülerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmış ve adı 20. yüzyıl'ın ilk yarısında yaşamış olan dünyanın en büyük şairleri arasında anılmıştır. Eserleri birçok yabancı dile çevrilmiştir. Mezarı halen Moskova'da bulunmaktadır. Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olup ayrı ayrı toplam on bir davadan yargılanmıştır.
Eserleri birçok ödül almıştır. Ancak
Türkiye'deki yaşamının çoğunu hapiste geçirmiş daha sonra Moskova'ya gitmiş ve Türk vatandaşlığından çıkarılmıştır.
1938'de şairin cezaevine girmesiyle yasaklanıp ortadan kaldırılmış olan Nâzım Hikmet şiiri, Türkiye'de ancak ölümünden iki yıl sonra 1965'te yeniden yayına açılmıştır.
Ayrıca günümüzde yazmış olduğu film senaryoları ortaya çıkmıştır.


Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım'dır.
İlk şiiri ‘Feryad-ı Vatan’'ı 1913'te yazar. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi'nde ortaokula başlar. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girer. Daha sonra Kurtuluş Savaşı için Anadolu'ya geçer. Fakat sağlık nedenleri ile bahriyeden ayrılmak zorunda kalır. Bu sırada Hamidye Kruvazörü'nde güverte subayıdır.
Bolu'ya öğretmen olarak atanır. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921'de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık olur ve komünizm ile tanışır. 1924'te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’ sahnelenir. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başlar. Dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gider. 1928’de af kanunundan yararlanır ve Türkiye'ye geri döner. Bu kez Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle Sovyetler Birliğine gitmek zorunda kalır. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca ülke vatandaşlığından çıkarılır ve Nâzım Hikmet, mecburen büyük dedesi Mahmut Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya vatandaşlığına geçer ve Borzecki soyadını alır. Moskova'da 3 Haziran 1963 tarihinde kalp krizinden ölür.

2009 yılının 5 Ocak Günü AKP hükümetince "Nazım Hikmet'in Türk vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürürlükte kaldırılmasına ilişkin önerge" Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı.
Nazım'a yeniden Türk vatandaşlığının iade edilmesine ilişkin bir kararname hazırladıklarını ve bu teklifin imzaya açıldığını ifade eden Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü
Cemil Çiçek yaptığı açıklamada, 1951 yılında vatandaşlıktan çıkartılan Nazım Hikmet'in yeniden Türk vatandaşı olmasına ilişkin önerinin Bakanlar Kurulu'nca oylanarak kabul edildiğini söyledi.
Bakanlar Kurulu'nun 05.01.2009 tarihinde aldığı bu karar, 10.01.2009 tarihinde
Resmi Gazete'de yayınlandı ve Nazım Hikmet, 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.

Bazı eserleri;
Memleketimden İnsan Manzaraları
Kafatası
Unutulan Adam
Taranta Babu'ya Mektuplar
Ferhad ile Şirin
Kurtuluş Savaşı Destanı
Kız Çocuğu
Tahir ile Zühre
Şeyh Bedrettin Destanı
Sevdalı Bulut, (Tiyatro oyunu)

Şiir kitapları;
835 Satır, (
1929)
Jokond ile Si-Ya-u, (1929)
Varan 3, (
1930)
1 + 1 = 1, (1930)
Sesini Kaybeden Şehir, (
1931)
Benerci Kendini Niçin Öldürdü, (1931)
Gece Gelen Telgraf, (
1932)
Taranta Babu'ya Mektuplar, (
1935)
Portreler, (1935)
Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (
1936)
Saat 21-22 Şiirleri, (
1965)
Kurtuluş Savaşı Destanı, (1965)
Şu 1941 yılında (Memleketimden İnsan Manzaraları'nın 3. kitabı),(1965)
Dört Hapishaneden, (
1966)
Rubailer, (1966)
Memleketimden İnsan Manzaraları (İlk bölüm), (1966)
Memleketimden İnsan Manzaraları, (1966-
1967)
Kuvayi Milliye, (
1968)
··Yeni Şiirler
··İlk Şiirleri
··Son Şiirleri

Oyunları;
Kafatası (1932)
Bir Ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) (1932)
Unutulan Adam (1935)
Ferhat ile Şirin (1965)
Sabahat (1965)
İnek (oyun) (1965)
Ocak Başında / Yolcu (iki oyun birarada), (1966)
Yusuf ile Menofis (1967)
Yolcu
Romanları;
Kan Konuşmaz, (1965)
Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme), (1965)
Yaşamak Güzel Bir Şey Be Kardeşim, (1967)
Ivan Ivanovic Var mıdır Yok mudur?

7 Şubat 2009 Cumartesi

MİSTİK SANAT FESTİVALİ/ 12-16 Şubat 09

Medeniyetler beşiği İstanbul yeni bir festivale ev sahipliği yapacak. “Uluslararası Mistik Sanat Festivali” 12-16 Şubat tarihleri arasında tarihi yarımadada gerçekleşecek.

Festival kapsamında sergiler, sinema filmi gösterimleri, tiyatro ve konserler yer alacak. Konserler çerçevesinde Antakya Medeniyetler Korosu, Ömer Faruk Tekbilek, Ayşenur Helen Sağlam, Huun-Huur-Tu (Tuva Şarkıcıları), First Nations Dance Company (Arizona Kızılderilileri) ve Vartanas Ermeni Kilise Korosu Aya İrini’de sahne alacak.İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Kültür Müdürlüğü tarafından organize edilen ve İBB Kültür AŞ tarafından gerçekleştirilecek olan Mistik Sanat Festivali, 12-16 Şubat tarihlerinde Aya İrini Müzesi, Eminönü Halk Eğitim Merkezi ve Kızlarağası Medresesi’nin yer aldığı tarihi yarımadada gerçekleşecek.

Festivalin ilk gününde 3 semavi din ve 6 mezhebin mensuplarından oluşan Antakya Medeniyetler Korosu sahne alacak. 11’i müzisyen toplam 72 kişiden oluşan koronun diğer üyelerini imam, rahip, rahibe, öğretmen, öğrenci, emekli, manifaturacı, kuyumcu gibi farklı meslek dallarından insanlar oluşturuyor. Mistik Sanat Festivali kapsamında İstanbul’da ilk kez sahne alacak olan topluluk farklı dillerden seslendirecekleri ilahilerin yanı sıra sahneleyecekleri etnik danslarla da festivalin unutulmazlarından olacak.
Festivalin ikinci gününde ise; sahip oldukları mistisizm ile sadece sanatseverlerin değil tarihe ve medeniyetlere ilgi duyan İstanbulluların da kaçırmaması gereken iki topluluk; First Nations Dance Company ve Huun-Huur-Tu (Tuva Topluluğu) sahne alacak. Amerika’nın Arizona Eyaleti’nden gelen Kızılderililer (First Nations Dance Company), kendi deyimleriyle Amerikan Yerlileri mistik ögeler içeren dansları ve yerel kostümleri ile eski bir medeniyetin soluklarını hissettirecek. Gecede sahne alacak bir diğer topluluk tüm dünyada gırtlak vokalleri ile bilinen Tuva bölgesinden Huun-Huur-Tu. Topluluğun repertuarı Türk bozkır yaşamını yansıtan Tuva geleneği ezgilerinden oluşacak.

Festivale katılmak isteyenler www.kultursanat.org sitesinden detaylar hakkında bilgi edinebilir.
Etkinliklere katılım ücretsizdir…




5 Şubat 2009 Perşembe

ISTANBUL OKULU

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Turizm Müdürlüğü tarafından 2010 vizyonuna uygun olarak İstanbul Kültür Elçileri Projesi’ni planlanmıştır.24 Haziran 2008 tarihinde de hayata geçirilmiştir.

Bu proje kapsamında 2008 yılında İSTANBUL temalı etkinlikler yapılacaktır. Gençlere yönelik bu faaliyetler ve İstanbul Okulu'yla İstanbul'un kültürel bilinirliğinin artırılması hedeflenmiştir. Öncelikle şehrin dinamik kitlesi olan gençlerin İstanbul'u sevmesi ve turizme dönük bilinçlendirilmesi de projenin temel amaçlarındandır. İstanbul Kültür Elçisi adayları için İstanbul Okulu'nda ve kültürel mekanlarda söyleşi, sinema, şiir akşamı ve Haliç-Boğaz Gezileri v.b. programlar planlanmıştır.

Çok değerli akademisyen ve sanatçılarla gerçekleştirilecek nitelikli etkinlikleri Kültür Elçisi Adayları zevkle takip ederek ciddi birikim sahibi olacaklar ve İstanbul Kültür Elçisi Programı Katılım Sertifikası alacaklardır.

Sekiz bin yıllık görkemli bir tarihe sahip olan ve tüm dünyanın bakışlarını üzerine toplayan 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul, sanatıyla, kültürüyle, tarihiyle çok yönlü bir yaşam alanı oluşturmakta ve kent insanının bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan İstanbul’u bir yaşam kenti olarak da ele almak mümkündür. Bu yaşam kentinin farklılıklarının ahenkli bir şekilde gençlikle buluşması amaçlanmaktadır.Bir yanda tarihi-kültürel zenginliğinden ilham alınan ve yazarların gönül dünyasının yansıması olan İstanbul ile ilgili yazılar, şiirler, gazeller ve şarkılarla diğer yanda bununla bütünleşen kültür gezileri ile gençlerin kentlilik bilinci ve aidiyet hissi oluşturulmaktadır.İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığına bağlı Turizm Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen Kültür Elçileri Projesi gençlerin İstanbulluluk bilincinin derinleşmesini sağlamakla kalmayıp, içselleştirilen İstanbulluluk bilinci, 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’u ziyaret etmesi beklenen milyonlarca turiste yönelik çalışmaların yapılmasına ortam hazırlayacaktır.



4 Şubat 2009 Çarşamba

IF 13.ISTANBUL MODA FUARI

BÖLGESİNİN EN BÜYÜK HAZIR GİYİM FUARI

IF Uluslararası İstanbul Moda Fuarları ziyaretçi sayısını her yıl arttırıyor. Türk hazır giyimini dünyaya tanıtmak, marka haline getirmek ve İstanbul’u modada ön plana taşıma amacındaki IF Uluslararası İstanbul Moda Fuarları moda dünyasını İstanbul’da buluşturuyor. CNR EXPO FUARCILIK, IF KONSEYİ ve İTKİB’in güç birliğinde İstanbul CNR Expo Fuar Merkezi’nde 05-07 Şubat 2009 tarihleri arasında düzenlenecek IF 13. Uluslararası İstanbul Moda Fuarı çalışmaları hızla başladı. Organizasyon Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın desteğiyle sektör alıcılarını İstanbul’da katılımcılarla biraraya getirecek. Yurt dışından alım heyetlerinin geleceği fuar, Türk hazır giyim endüstrisinin, uluslararası firmaların satınalmacılarıyla yeni ticari anlaşmalarına ev sahipliği yapacak. Fuarın tanıtımına yönelik olarak yurtiçi ve yurtdışında ilgili mecralardaki faaliyetler, önemli yayın organlarında reklam ve haber çalışmaları planlanıyor. Sektör dernek ve federasyonlarıyla da temasa geçilmeye başlandı.

Kaynak: http://www.cnr-if.com/content/tr_index.asp

3 Şubat 2009 Salı

KÜLTÜR BİLİNCİNİ GELİŞTİRME VAKFI

Özellikle 2010 senesinde İstanbul'un Avrupa Kültür Başkentlerinden biri olması dolayısıyla bu tür organizasyonlar öne çıkmış durumdadır. Bir konferansına katılma olanağı bulduğum bu kültür vakfını kısaca tanıtmak istedim. Yeri Barbaros Bulvarı, Pınar Apt. No.163 K.4 D.7
(Plaza Otel'in yanındadır)

Gelecek ve kültür hepimizin(mi?)..farkında mıyız?
Nefes gibi..güneş gibi..hava,su gibi..

Amacımız; yaşadığımız coğrafyada kültür çeşitliliğini ortak insanlık mirası olarak algılamak,benimsemek,özümsemek,sahiplenmek, paylaşmak ve bunların gelecek kuşaklara doğru ve sağlıklı biçimde aktarılması yönünde çalışmalar gerçekleştirerek toplumsal duyarlılık oluşturmak ve kültür bilincini geliştirmektir.
Avrupa Birliği'nin çerçevesi ve UNESCO'nun yaklaşımı içinde her türlü kültürel mirası algılamak,korumak ve geliştirmek için her düzeyde kültür bilincini yükseltici,özgün modeller,teknikler yaratmak ve kullanmak,yaşamın kaitesini yükseltmek istiyoruz.

Nasıl Yapılandık? Vakıf çalışmalarını,mütevelli heyeti,yönetim kurulu,denetim kurulu,vakıf dostları,çalışma grupları ve danışma kurulu ile yürütüyor.

Nasıl Çalışıyoruz?
* Projeler yaparak,
* Araştırmalar yaparak ve destekleyerek,
* Eğitim vererek,
* Konferanslar,söyleşiler,seminerler düzenleyerek,
* Danışmanlık vererek,
* Sanal ortamı kullanarak.

Tarih,arkeoloji,sanat,müze,kültürel değerler,doğa..
Evrensel düzeyde uygarlıklar,kültürler ve toplumlar arasında ilişki kurulmasına katkıda bulunmak istiyoruz..
Daha fazla bilgi için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz; http://www.kulturbilinci.org/

Kaynak:Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı Tanıtım Broşürü

ISTANBUL CONCEPT&DESIGN ZONE


Tarihi Yarımada’ da aşk büyüsü: “aşkın damakta kalan tadı"

Bugün çok hoş bir yer keşfettim. Çemberlitaş tan giriyorsunuz Vezirhanı caddesinden devam edip Alibaba Türbesi sokağına kıvrılırsanız sol tarafta karşınıza çıkıyor. Adı Design Zone..

"Çok özel olması gereken anların alışveriş merkezlerine sıkıştırıldığı günlerde, bir grup cesur insan, tarihi yarımadanın ortasında, Çemberlitaş’ da, alışılmadık bir etkinlik düzenledi. Küratörlüğünü Işık Gençoğlu’ nun yaptığı, her katılımcının kendi aşkını ifade ederek, bizlerle buluşturacağı, denenebilir, yenilebilir, giyilebilir, takılabilir, gülünebilir bir sergi: "aşkın damakta kalan tadı". Farklı disiplinlerden sanatçı ve tasarımcıların bir araya geldiği bu sergide: "masum aşk", "ilan- ı aşk", "gizli aşk" ve "tutkulu aşk" konuları yorumlanacak. Serginin bir özelliği de gördüğünüz herşeyin aynı zamanda satın alınabilir olması... Bu sergi sırasında elde edilecek gelirin bir bölümü ile genç kız sığınma evine bağışta bulunulacak."
"3 Şubat Salı 17:00' de dev bir çikolata şelalesi eşliğinde açılış yapılacak. Ve takip eden 7, 14, 21 Şubat, cumartesilerde minik buluşma partileri ile etkinliğe Şubat ayı boyunca devam edilecek. Katılımcılar: Aslı Kıyak İngin, Bilge Mine, Deniz Tunç, Devran Mursaloğlu, Esra Apaydın, Gazi Sansoy, Hülya Çelik Pabuççuoğlu, Pınar Öncel, Rojin Aslı Polat, Kamil Masaracı, Nagehan Kılıçarslan, Oya Akman, Örge Tulga, Özgül Dalkılıç, Özlem Tuna, Serhat Özşen, Şenay Akın, Tan Oral, Yasemin Semercioğlu" şeklinde tanıtılıyordu.

Benim en çok ilgimi çeken camdan şekil verilmiş bir ney idi. Şöyle yazıyordu; Aşk altın değildir saklanmaz. Aşkın bütün sırları meydandadır-Mevlana-.Tasarımcı bu eserinde ilahi gizli aşk temasını işlemiş.Geri kalanını gidip görmenizi tavsiye ediyorum.

Sergi Mekanı: DESIGN ZONE/ Çemberlitaş Tel: 0212 527 92 85 www.designzone.com.tr