25 Şubat 2009 Çarşamba

OSCAR GOES TO..

81. Oscar Akademi ödülleri, Los Angeles’daki 3 bin 500 kişilik Kodak Tiyatrosu’nda bu sabaha karşı yapılan törenle sahiplerini buldu. Sunuculuğunu Avustralyalı tiyatro ve sinema oyuncusu Hugh Jackman’ın yaptığı törende, geceye Slumdog Millionaire damgasını vurdu. Oscar’a 13 dalda aday gösterilen The Curious Case Of Benjamin Button 3 ödülle yetinmek zorunda kaldı. Brad Pitt’in başrolünü üstlendiği, yaşlı doğan ve gittikçe gençleşen bir ABD’linin hayatını konu alan film, en iyi sanat yönetmenliği, en iyi makyaj ve en iyi görsel efekt dallarında ödül aldı. Danny Boyle’a En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran “Slumdog Millionaire”, En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Ses Miksajı, En İyi Kurgu, En İyi Müzik ve En İyi Orjinal Şarkı dallarında olmak 8 Oscar kazandı. Film, hayatla mücadelesine, Hindistan’ın Mumbai kentinin kenar mahallesinde başlayan bir çocuğun, zorluklar içindeki büyüme sürecini, bir aşk hikayesini de içine katarak, katıldığı bir yarışma programı çerçevesinde ele alıyor. En iyi kadın oyuncu ödülünü ise “The Reader” adlı filmdeki rolüyle Kate Winslet aldı. Dramatik bir konuyu içine romantizm katarak ele alan filmde, Nazi geçmişi olan bir Alman kadınını oynayan 33 yaşındaki Winslet, son 13 yılda 5 kez Oscar’a aday gösterilmiş, ancak evine eli boş gitmek zorunda kalmıştı.En iyi erkek oyuncu ödülünü, “Milk” adlı filmde, eşitlik isteyen ve kendi kaderini paylaşanların haklarını korumak için siyasete atılan eşcinsel rolündeki Sean Penn aldı. Sanatının yanı sıra siyasi fikirleriyle de bilinen 48 yaşındaki Penn, 2004 yılında, Mystic River filmindeki rolüyle de ödül almıştı.En İyi Özgün Senaryo ödülü de yine “Milk” filminin senaristi Dustin Lance Black’e Oscar kazandırdı.

İlk ödül, en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında verildi ve bu ödüle “Vicky Cristina Barcelona”daki performansıyla 34 yaşındaki İspanyol aktris Penelope Cruz layık görüldü. Penelope Cruz, Woody Allen’ın filmleriyle en iyi yardımcı oyuncu ödülünü kazanan 5. sanatçı oldu.En iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne, 13 ay önce hayatını kaybeden Heath Ledger, The Dark Knight filmindeki “Joker” rolüyle layık görüldü.

SUNUCULUĞU HUGH JACKMAN YAPTI

Şölen, Kodak Theatre’a davetli çok sayıda ünlü sanatçı ve sinema sektörünün önde gelen isimlerinin, gazetecilerle çevrili kırmızı halı üstünde boy göstermeleriyle başladı ve sunuculuğu üstlenen Jackman’ın, şarkı ve danslarla süslediği parodiler, aday sanatçılara yaptığı esprilerle salonda devam etti. Jackman’ın, önceki ödül törenlerine göre alışılmışın dışında, müziği ve dansı ön plana çıkartarak yaptığı sunuma, ABD’li şarkıcı Beyonce’un da aralarında bulunduğu bazı sanatçılar, şarkıları ve sahne performansıyla katkıda bulundu.En iyi oyuncu ve en iyi yardımcı oyuncu ödüllerinin dağıtımından önce, sinema sektörünün önde gelen aktör ve aktrislerinin, 5’er kişilik gruplar halinde sahne alması ve her birinin, adayların sunumunu tek tek üstlenmesi gecenin dikkati çeken anları arasına girdi.Özel ödül ise, Jerry Lewis'a verildi.


23 Şubat 2009 Pazartesi

EISENSTEIN KURAMI

29 filmde yönetmen, 17 filmde yazar, 5 filmde kurgucu, 2 filmde yapımcı, 2 filmde de sanat yönetmeni olarak görev alan büyük yönetmen ve düşünür Sergej Eisenstein geliştirdiği montaj kuramıyla sinema tarihinde devrim yaratmıştır. Sinemanın özünde kuvvetli bir montajın yattığını savunan yönetmene göre, montaj sadece belirli bir sahneyi tanımlamak için bağlı görüntülerin bir araya getirilmesi değildir. Daha da önemli ve etkileyici olan çatışmaların/ çarpışmaların bir araya getirilmesidir. Ona göre birbiri ile alakası olmayan iki çekim yanyana getirildiğinde daha üst seviyede bir başka soyut anlam ortaya çıkmaktadır.

5 değişik türde montajdan sözeder;
metrik
ritmik
tonal
üsttonal
entellektüel

Eisenstein filmlerinde profesyonel sinema sanatçılarına yer vermemiştir. Genellikle sınıf çatışmalarını işlediği filmlerde bu sınıflara ait halktan insanları oynatmıştır. Komunist yaklaşımı Stalin yönetimi ile çatışmasına yol açmıştır. Aslında tüm Bolşevik sanatçılar gibi sanatçılara önem veren, onlara hamilik sağlayan, tüm sıkıntılarından arındırarak sadece üretmelerini sağlayan yeni bir toplumun hayalini kuruyordu. Ancak savaş, devrim, yeni kurulan hükümetin tamamen içe kapalı olması Sovyet sinemasının ulusallaşması için yeterli kaynağı bir türlü sağlayamadı. Bu olanaklar sağlandığında ise ekonomik güç, aynı batıda olduğu gibi sinemanın kontrolünü eline geçirmişti.



Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı

PORTRE: SERGEI MIHAILOVICH EISENSTEIN


Dünya sinema tarihinde çok önemli bir yeri olan, devrimci Sovyet sineması yönetmeni ve kuramcısı Eisenstein sinema tarihinin en önemli filmlerinden sayılan sessiz sinemanın dev eserleri Grev, Potemkin Zırhlısı ve Ekim adlı filmleriyle gerek kurgusal alanda, gerekse içerik bakımından sinemada devrim yaratmıştır.

Erken Dönem
23 Ocak 1898'de bugünkü Letonya sınırları içinde, Riga kentinde doğdu. Orta sınıf bir aileye sahip olan Eisenstein, Alman Yahudisi babası mimar Mikhail ve zengin bir Rus Ortadoks aileden gelen annesi Julia ile birlikte çok sık seyahat etmek zorunda kaldı. Mimarlık eğitimine başladığı sırada 1917'de gerçekleşen Ekim Devrimi dahinin yaşamını belirleyecektir. Sergei 1918'de Kızıl Ordu'ya katılmış, devrim propagandasındaki başarısı nedeniyle komutanlığa yükselmişti. Aksi fikirleri savunan babası ise ülkeyi terkederek Almanya'ya gitmiştir.
Japonca öğrenen ve kısa bir süre için Japonya'ya giden Eisenstein, askerliğin kendisine göre olmadığının farkına vardı ve Moskova'daki Proletkult Halk Sahnesi'nde tiyatro çalışmalarına başladı. Burada gösterdiği olağanüstü başarılarla kısa zaman zarfında yönetmen yardımcısı ve yönetmenliğe kadar yükseldi. Sürekli yeniliğin peşindeydi. Bilge, Moskova duyuyor musun?, Gaz maskeleri adlı eserleri bu dönemdedir. Artık Eisenstein'ın devrim niteliğindeki görüşleri ve tekniği kendini göstermeye başlamıştı. Bu özellik de sinemanın kapılarının ona açılmasını sağlamıştı.

Sinema tarihinde Devrim Üçlemesi olarak da anılan üç büyük eserinden ilki, 1924'de tamamladığı Grev oldu. Bu filmde kötü çalışma şartlarını protesto eden fabrika işçileriyle işçilerin taleplerini karşılamak için hiçbir şey yapmayan fabrika yönetimi arasındaki çatışmayı ve işçilerin grevi anlatılıyordu.
Grev'de kullanılan benzetmeler, semboller hayranlık uyandıran bir görsel anlatımı meydana getiriyordu. Eisenstein, 'filmin yaratıcı gücü ve ham çekimlere anlam veren bir yaşam prensibi' olarak tanımladığı 'kurgu' kavramını Grev'de ilk kez izleyicilerle buluşturdu. Kurgu, yeni bir fikri yansıtmak için iki film karesini yanyana koymaktı fakat o yeni bir kurgu anlayışından, 'Çarpıcı kurgu' dan söz ediyordu.

Üçlemenin ikinci filmi olan Potemkin Zırhlısı 1905 Rus Devrimi'nin bir parçası olan Potemkin Zırhlısı Ayaklanması'nın yıldönümünde sunulmuştur. Gerçek bir bildiri niteliğinde olan film oldukça etkili, herkesin anlayabileceği kadar yalın ancak görsel yönden olağanüstü yenilikçi ve kusursuz bir yapıttı.

Eisenstein'ın bir sonraki filmi, Sovyet hükümetinin devrimin 10.yılı anısına yapımına destek verdiği Ekim adlı filmi olmuştur. Ekim devriminde ortaya çıkan güç değişimlerinin konu edildiği film yönetmenin en tartışılan filmlerinden biri olmuştur.

Ülkesinden Uzaklarda
Ekim filminin yangınları devam ederken Eisenstein, 1928 yılında sinema alanında işbirliği yaptığı Grigori Aleksandrov ve sinematograf Eduard Tisse ile birlikte Avrupa'ya bir yolculuğa çıktı. Amaç hem sesli film teknikleri konusunda bilgi toplamak hem de Sovyet sinemacılarını batı dünyası ile tanıştırmaktı. 1929'da Tisse'nin yönettiği bir dökümanter filmde danışmanlık yaptı. 1930 yılında ise, Holywood'dan bir film için teklif aldı ve yüzbin dolarlık bir kontrat imzaladı. Yapımcıların ticari yaklaşımı yüzünden, bu kontrat rafa kaldırılmıştır.
Seyahatleri sırasında tanıştığı ve dost olduğu Charlie Chaplin, Eisenstein'ın yazar Upton Sinclair ile tanışmasını sağlar.Bu adam yapımcılığında kendisinin de bulunacağı bir film teklifi getirir. 24 Kasım 1930'da Eisenstein, Meksika'da bu yapımcı grubuyla kontrat imzalar. Tek şartı, filmi tamamen kendi sanatsal anlayışına göre ve bir Meksika filminin nasıl olması gerektiği konusunda özgün görüşlerine uygun olarak yönetmesiydi. Eisenstein Meksika'ya gider ve çalışmalarına başlar. Ünlü sanatçılar Frida Kahlo ve Diego Rivera ile tanışır ve çalışmalarında esin kaynağı olurlar. Derken Stalin'den asker kaçağı olduğunu belirten bir telgraf alırlar. Eisenstein hiç olmazsa filmi bitirebilmek amacıyla her çareyi dener ama sonuç alamaz. Böylece bu projesi de başarısız olur ve ülkesine geri döner.
Bazı sinema okullarında ders vermeye başlar, günümüzde de makaleleri ders notu olarak okutulmaktadır. Bu arada, yazar ve yapımcı Pera Atasheva ile 1934 yılında evlenmiştir.

1938 yılında tamamladığı Aleksandr Nevski adlı filmi ile Stalin Ödülü'nü kazandı. Bu sesli film, Nazi güçlerine karşı çok sert bir uyarı niteliği taşıyordu. Ancak Stalin'in Hitler'le anlaşma imzalaması üzerine film yayından kaldırıldı. Hak ettiği üne kavuşabilmesi için, Nazi güçlerinin Sovyet sınırlarından içeri girmelerini beklemesi gerekecekti..
Yaklaşan savaş nedeniyle birçok sinemacı gibi Eisenstein da Alma Ata'ya gitti. Orada yaptığı Korkunç Ivan 1 filmiyle yine Stalin Ödülü'ne layık görüldü. Korkunç Ivan 2'de ise, aynı başarıyı gösteremedi. Daha sonra başladığı filmi tamamlayamadı ve 1948'de, 50 yaşında kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. Bugün Ünlüler Mezarlığı olarak anılan Novodeviçi Mezarlığı'nda yatıyor.


Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı

22 Şubat 2009 Pazar

KADIN EMEĞİNİ DEĞERLENDİRME VAKFI (KEDV)

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı -KEDV-, 1986 yılında kadınların yaşam kalitelerini ve ekonomik durumlarını iyileştirmek amacıyla kurulmuş, kar amacı gütmeyen bir sivil toplum örgütüdür. İşbirliği yaptığı kuruluşlar arasında; Belediyeler, SHÇEK, Kadının Sorunları ve Statüsü Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları, toplumsal sorumluluk çerçevesinde Citibank, İdeefixe, Estore, Microsoft gibi firmalar ve gönüllüleriyle çalışmaktadır.
KEDV'in iktisadi bir işletmesi olan Beyoğlu'ndaki NAHIL mağazası, dar gelirli bölgelerimizdeki fakir çocukların okul öncesi eğitimleri ve kadınlarımızın girişimciliğine katkıda bulunuyor.

Nahıl,ikinci el kıyafet,aksesuar,hediyelik eşya dükkanı...
Yardımlaşma bereketini anlatan ağaç biçiminde bir simge...
Dilerseniz bu mağazadan alışveriş yaparak, dilerseniz de kullanmadığınız çeşitli eşyalarınızı, giysilerinizi buraya bağışlayarak ihtiyacı olan insanlarımıza yardımda bulunabilirsiniz.

Nahıl mağazasında; kadın kooperatifleri ve girişimci kadınlar tarafından tamamen doğal malzemeler kullanılarak yapılan lavanta, yasemin, portakal, bıttım -yabani fıstık- ve defne sabunları, doğal iplerden örülmüş lifler ve lavanta torbalarından oluşan sağlık setleri, renkli keçelerden ev ve ağaç süslemeleri, kapı çanları, el yapımı defterler, albüm çerçeveleri, kutular, mum ve mumluklar, seramikler, ev yapımı içecekler kahve,vişne, limon likörü, sıcak şarap gibi, çocuklar için el yapımı bez ve ahşap oyuncaklar, sırt çantaları, ev yapımı doğal gıda ürünleri, hediyelikler bulunuyor.

Nahıldan elde edilen gelir, KEDV tarafından açılan toplam 22 Kadın ve Çocuk Merkezindeki yuvalara eğitim materyali sağlanması, dar gelirli bölgelerdeki yeni çocuk yuvalarının açılması ve KEDV üretim atölyeleri için kullanılmaktadır.


NAHIL
İstiklal Caddesi Bekar Sokak No:17 Beyoğlu / İstanbul
0212 251 90 85

21 Şubat 2009 Cumartesi

KÜLTÜR VE SANAT ETKİNLİKLERİNİN ODAĞI İSTANBUL

Antik çağlardan Rönesans'a kadar bilimsel, felsefi, teolojik birçok kuramın temeli sayılan, evrendeki her varlığın toprak, hava, su ve ateşin çeşitli bileşimlerinden oluştuğunu savunan 4 element teorisi, 2010 yılında İstanbul'da yapılacak etkinlik takvimine de ilham kaynağı oldu.
2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri, Batı Anadolu'nun Miletus şehrinde yaşamış üç düşünür Thales, Anaksimander ve Anaksimenes'in temelini attığı, Aristoteles'in ölümsüzleştirdiği 4 element teorisinin izlerini taşıyan 4 ayrı döneme yayılacak.

TOPRAK DÖNEMİ
1 Ocak-20 Mart arasındaki kış aylarında yapılacak etkinliklere gelenekler, geleneksel sanatların dönüşümü damgasını vuracak, geçmişin tarihi mirasını yepyeni bir bakış açısıyla değerlendiren sanat olayları ağırlık taşıyacak.

HAVA DÖNEMİ
21 Mart-21 Haziran arasındaki bahar ayları, İstanbul'un göğe uzanan minareleri, çan kulelerinin gökkubbeyi saran yankısı dolayısıyla 'hava' dönemi olarak ele alınıyor. İstanbul'da gelişen ve yaşayan dinler arası diyaloğun kültürel etkileşimi üzerine etkinlikler düzenlenecek.

SU DÖNEMİ
22 Haziran-22 Eylül arasındaki yaz aylarında, İstanbul'u bölen ve birleştiren, onu çağlar boyunca dış dünyalara açan su ve deniz vurgulanıyor. Program suyun getirdiği kültürler, suyun yarattığı sanat üzerine yoğunlaşacak. Haliç kıyıları ve Boğaziçi, önemli etkinliklere sahne olacak.

ATEŞ DÖNEMİ
23 Eylül-31 Aralık arasındaki sonbahar aylarında, evrendeki en güçlü değişim aracı, suyu buhara, kumu cama, ahşabı küle çevirebilen element 'ateş' öne çıkıyor. Çağdaş sanatları, sanatta yeni arayışları konu edinen etkinlikler düzenlenecektir.



EFSANE ŞEHİR İSTANBUL

BİR ŞEHRİ EFSANE YAPAN NEDİR, HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
İstanbul'da nefes aldığınızda, denizi, balığı, asfaltı, güneşi, insanı, ferahlığı, geçmişi, geleceği, tarihi içinize çekersiniz. Göğü bazen mavidir; umutları, zaferleri, paylaşımları, mutluluğu, kavuşanları, dostlukları anlatır. Bazen gridir, tıpkı ağlar gibi; hüznü, ayrılığı, bekleyişleri, hasreti, sevdayı görür gibi olursunuz dikkatli bakarsanız..

Şehrin ruhu insanın içine işler. Dinlediğinizde, evlerden eskiye göre azalmış olsa da farklı dillerde sohbetler, kahkahalar çalınır kulağınıza..
Gözünüzü kapayıp kalbinizi açtığınızda farklı inançlar dolar içinize..
Her sokak farklı bir hikaye anlatır, geçmişini geleceğini saklar içinde insanın..
Şehrin büyük meydanları, geçmiş imparatorlukların dramatik ve görkemli öykülerinden sahneler sunar.

Yazın yağan yağmuruyla, kışın açan güneşiyle, çeşitliliğin ve tezatların şehridir İstanbul..
Bazen günde dört mevsim yaşanır bu şehirde..
Caminin yanındaki kilise, kilisenin aşağısındaki sinagoguyla, olağanüstü bir kültürel çeşitliliği kucaklayabildiği, tezatları barış içinde bir arada yaşatabildiği için efsanedir bu şehir..

KÜLTÜRLERİN BAŞKENTİ İSTANBUL

Farklı milletlerin, farklı dinlerin asırlarca barış içinde, bir arada yaşadığı, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının başkenti olup onların başyapıtlarıyla donanmış, Hıristiyanlığın, Museviliğin ve İslamiyetin odaklandığı şehir İstanbul..
Dünyanın dört bir yanından çağdaş sanatçıların yaşamak için seçtiği, sadece Asya'yı ve Avrupa'yı değil, Doğu'yu ve Batı'yı, eskiyi ve yeniyi, geleneksel ile moderni, tılsım ile bilgiyi, tevazu ile ihtişamı, dogma ile pragmatizmi, evrensel ile yereli birleştiren bu efsane şehir, 2010'da 'Avrupa'nın Kültür Başkenti' olma onurunu taşıyacak.

Dünyada giderek artan sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle gerilimler şiddetlenip etnik ve dinsel ayrılıklar büyürken, İstanbul bu ortak sorunların nasıl aşılabileceği konusunda iyi bir örnek oluşturuyor. Çok kültürlü geçmişiyle İstanbul, Avrupa idealine çok yakışan bu bu kavramı Avrupa'yla birlikte ve onun 'Kültür Başkenti' olarak tüm dünyaya yeniden sunmak ve yaşatmak istiyor.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti, bir kültür-sanat merkezi olan İstanbul'un tüm potansiyelinin ortaya çıkacağı, her kesimden İstanbullunun katılacağı, sahipleneceği, kültür ve sanatın tüm görkemiyle yaşanacağı büyük bir katılım projesidir.